16 Ocak 2011 Pazar

kirli muhasebe

İnsanlar kışları kat kat giyinir fakat neden soğuktan kaçmaya bu kadar ihtiyaçları olduğunu düşünmezler. Çünkü soğuk aslında gerçektir, sana yaşadığını hissettirir. Aldığın her nefesin duasını çırılçıplak bedenlerini buzla kaplı göle atmış şanslılara adarsın.
Şu sıralar kaybedenler kulübünün değerli bir üyesiyim. İnsanları notların, kıyafetlerin, paranın, lüksün bile mutlu edemediği dönemler varsa ben de onlardan birinin içinde olduğumu kabul etmeliyim. Şu zamana kadar saklanmak akıllıca bir çözümdü ama artık durumun ciddiyetinin farkındayım.

Sabah erken uyandım, ritüele buz gibi suyla başladım. Hemen üstüme bir kotla bir tişört geçirdim, elime de kapüşonlu bir yağmurluk aldım dışarı çıktım. Çok geçmeden ellerim buz kesmişti, sonraları başlarda sızlayan parmak uçlarım iyice hissizleşmişti. Tünelden yukarı çıktım, Fransız okulunu geçince soldaki büyük kapıdan girdim. Binanın girişinde ufak kapıya gelince karşı kapıdan çıkan kız geçmem için durakladı, ben de onun için durdum, yanımdan geçerken kısık bir sesle teşekkür etti, ben de tebessüm ederken kulağına eğilip ‘hayat bazen nostaljik filmler kadar siyah beyaz’ dedim. Yanımdan geçip giderken aklını gün boyu kurcalayabileceğimden emindim. Şimdi yalnız başıma kalınca kendi filmimdeki siyahları görür olmuştum. Eski trabzanlara tutunarak merdivenlerden çıktım. Arkası bana dönüktü:

          -‘Refik hocam?’

Arkasını döndü, o değildi, ‘birazdan gelir, siz buyurun odasına geçin’ dedi ince sesiyle. Pek de yabancı olmadığım odasına geçtim, her zamanki gibi saat çalışmıyordu, binanın boşluğuna bakan penceresi üstten açıktı. Kalkarken geriye doğru ittirdiği sandalyesi cama yaklaşmış, masasının üstündeki kağıtta anlamsız birkaç not vardı. Penceresinin üzerindeki çiçeğin üzerinde bir kuş dışarı çıkan sıcaklıktan faydalanma çabası içindeydi. Bu sırada ağzımın üstünden akan sümüğümü yuttum, kalanları da omzuma sildim. Kapı aralığında bu halimi gören doktor gülerek içeri geldi.

          -‘Evet’ dedim ‘ameliyat olabilecek miyim, sadece bunu bilmek istiyorum.’

-‘Bu pek mümkün görünmüyor.’

Kör olacağıma dair inancım git gide artıyordu, halbuki görmek her şeyden daha güzeldi, balıkçıları seyretmek, gözün yaşarana kadar güneşe bakmak, uzaktaki minibüsün nereye gittiğini görmek. Bunun gibi pek çok düşünce aklımdan geçti. Uzandım ve cebimdeki pilleri masanın üzerine bıraktım, arkamı döndüm;

-‘Psikolojik destek almana yardımcı olabilirim.’

          -‘Benim ihtiyacım yok, kendinize iyi bakın doktor.’ Ellerini filmlerdeki gibi alnına götürerek;

-‘Bu zamanlar herkes bunu söylüyor, hepimiz çok akıllıymışız gibi.’

          -‘Bakın doktor hastalığımı bu şekilde çözemem, bunu anlamanız gerek.’ Uzun bir ders verecekmiş gibi ayağa kalktı –sanırım bu üniversiteden kalma bir alışkanlıktı- sonra vazgeçti. Ben hiç istifimi bozmadan sol elimi kapıya dayamış halimle konuşmaya devam ettim;

          -‘Uygulamaları az çok biliyorum ve bildiğim bir sistemden yarar sağlayabileceğimi zannetmiyorum, bu kendi başıma çözmem gereken bir durum. Hem siz sinemacı olsaydınız, bir filmi normal biri gibi izleyebilir miydiniz?’ Köşeye sıkışmaya başladığından emindim.

-‘Kuşkusuz' dedi, 'kuşkusuz izleyemezdim ama ondan yararlanmaya çalışmaktan da geri durmazdım’. İşte şimdi gerçekten üşümüştüm. Eyvallah edip ayrıldım binadan. Bir sonraki adımı bilmeden rüzgardan beter savruldum. Galata'da bir kafeye attım kendimi, karşımda oturan kızdan ödünç aldığım laptoptan yazdım bu satırları.

Bazen ben de sırada ne var diye soruyorum kendime ama yalancı olmaktansa soğuktan donmayı yeğliyorum. Şimdi şu son satırı yazarken karşımdaki duvarda asılı saate ilişiyor gözüm ama sanırım pili bitmiş tıpkı benim gibi.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

delilerin pilleri bitmez bitemez çağımızın delisi! .. ben öyle düşünüyorum ya da düşlüyorum en azından... (Kayhan)

Burak B. dedi ki...

Kayhan, sen gelmeseydin, ben sana gelecektim, haberin olsun. Hoş oldu bir tanışa rastlamak, yeniden şarj olmak gibi. Sağol.